Türkiye’de mevsim itibarıyla yağmur yağışları başladı. Kentlerde yeniden sel korkusu kapıya dayandı. Birkaç saatlik yağışta caddeler göle, alt geçitler havuza, evler ve iş yerleri su baskını tehdidi altındaki alanlara dönüşüyorsa burada yalnızca meteorolojik olaylardan söz edilemez. Asıl sorgulanması gereken, kentleri bu hale getiren şehircilik anlayışıdır.
Yağmur yağacak, su akacak. Peki, bunun bilinmediği bir ülkede mi yaşıyoruz? Yıllardır aynı görüntüler yaşanıyor, aynı mağduriyetler ortaya çıkıyor. Buna rağmen betonlaşma sürüyor, doğal su yolları daralıyor, kentler büyürken altyapının bu büyümeye yetişip yetişmediği yeterince sorgulanmıyor.
TOPRAĞI BETONLA KAPAT, SONRA SELDEN ŞİKÂYET ET!
Kentlerin yüksek kesimlerine düşen yağmur, eğim boyunca aşağıya doğru ilerliyor. Ancak asfaltla, betonla ve parke taşlarıyla kaplanan yüzeylerde suyun toprağa süzülme imkânı azalıyor. Toprağın ememediği su, sokaklarda birikiyor; yağmur suyu sistemlerinin kapasitesini aştığında da alt kesimlerde yaşayanların kapısına dayanıyor.
Bir başka büyük yanlış ise dere yataklarının yapılaşmaya açılması. Suyun doğal güzergâhı daraltılırsa, o suyun ortadan kaybolması beklenemez. Dere yatağında yükselen yapılar, yanlış planlamalar ve yetersiz tahliye sistemleri, yoğun yağışlarda riski büyütebilir.
PEKİ, HESABI KİM VERECEK?
Her selden sonra yağış miktarını açıklamak kolay. Asıl mesele, bu yağışın neden bazı mahallelerde felakete dönüştüğünü sorgulamak. İmar planları hazırlanırken suyun doğal akışı dikkate alındı mı? Dere yataklarındaki yapılaşma nasıl denetlendi? Yağmur suyu altyapısı, büyüyen kentlerin ihtiyacına göre yenilendi mi? Yeşil alanlar korunabildi mi?
Çözüm belli: Dere yatakları korunmalı, riskli bölgelerde yapılaşma denetlenmeli, yağmur suyu altyapısı güçlendirilmeli ve toprağın suyu emmesini sağlayacak yeşil alanlar artırılmalı. İmar kararları, kısa vadeli kazançlar yerine toplumun güvenliğini ve doğanın gerçeklerini esas almalı.
Yağmurun ne zaman yağacağını bütünüyle kontrol edemeyiz. Ancak kentleri nasıl planlayacağımıza karar verebiliriz.
Gökten yağmur yağıyor diye kentler sular altında kalmak zorunda değil. Doğanın yolunu kapatıp sonra afete şaşırmak, şehircilik değildir!