Siyasette tabela saltanatı: 189 parti, kaçının milletten haberi var?
Türkiye’de siyasi parti sayısı 189’a ulaşırken, 30 kişinin bir araya gelmesiyle parti kurulabilmesi siyasi temsil tartışmalarını yeniden gündeme getiriyor. Seçmene ulaşamayan, sandıkta karşılık bulamayan ve kamuoyunda adı dahi bilinmeyen partilerin varlığı sorgulanırken, aynı siyasi çizgideki oluşumların neden birleşmediği sorusu da cevabını bekliyor.
Türkiye’de siyaset yapmak isteyenlerin önündeki en temel eşiklerden biri, 30 kişinin bir araya gelerek siyasi parti kurabilmesi. Peki, parti kurmak bu kadar kolayken, ülkenin siyasi hayatına gerçekten katkı sağlayan kaç oluşum var? Sandıkta karşılık bulamayan, toplumsal desteğe ulaşamayan ve yıllardır kamuoyunun gündemine giremeyen partilerin varlığı ne anlama geliyor?
Mecliste temsil edilen partiler dışında kalan çok sayıda siyasi oluşumun adını vatandaşların önemli bir bölümünün duymamış olması, üzerinde düşünülmesi gereken bir tablodur. Bazı partiler seçimlere katılıyor ancak seçmenin güvenini kazanamıyor. Yerel seçimlerde tek bir belediye başkanlığı dahi kazanamayan siyasi oluşumların yıllarca faaliyetlerini sürdürmesi, siyasetin amaç ve araçları üzerine ciddi sorular doğuruyor.
Elbette bir partinin seçim kazanamaması, düşüncesinin değersiz olduğu anlamına gelmez. Demokrasi yalnızca kazananların değil, farklı görüşlerin de temsil edilmesini gerektirir. Ancak demokratik çoğulculuk ile sırf parti tabelasını ayakta tutmak arasında önemli bir fark vardır. Toplumda karşılığı olmayan, örgütlenmesini büyütemeyen ve siyasi hedeflerini hayata geçiremeyen yapıların başarısızlıklarını hiç sorgulamadan yollarına devam etmesi kabul edilebilir bir siyaset anlayışı değildir.
Birleşmek yerine bölünmek!
Asıl çelişki, birbirine yakın görüşleri savunan partilerin ortak bir çatı altında buluşmak yerine ayrı ayrı varlıklarını sürdürmesidir. Aynı seçmene seslenen, benzer vaatlerde bulunan ve benzer politikalar öneren partiler neden güçlerini birleştirmiyor? Kişisel hesaplar, liderlik iddiaları ve koltuk beklentileri ortak aklın önüne mi geçiyor?
Parti kurma şartlarının gözden geçirilmesi, örgütlenme ve demokratik işleyiş ölçütlerinin güçlendirilmesi tartışılmalıdır. Ancak çözüm, farklı görüşlerin önünü keyfî biçimde kapatmak değil; siyasi partileri toplumsal karşılık, şeffaflık ve hesap verebilirlik konusunda daha güçlü ölçütlerle buluşturmaktır.
Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla parti tabelası değil, daha fazla toplumsal karşılık üreten siyasettir. Siyaset, birkaç kişinin unvan taşıdığı bir vitrin değil, milletin sorunlarına çözüm üretme alanıdır. Seçmenden sürekli uzak kalanlar kendilerine şu soruyu sormalıdır: Gerçekten ülkeye hizmet etmek için mi siyaset yapıyoruz, yoksa yalnızca parti sahibi olmak için mi?
Okur Yorumları (0)
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!