yurticihaberler

yurticihaberler

01 Ağustos 2026 Cumartesi

Hekim Birliği Yönetimi Eski Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile Buluştu!

Hekim Birliği Yönetimi Eski Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile Buluştu!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hekim Birliği Sendikası Genel Başkanı Dr. Hatice Çerçi Balcı ve sendika yöneticileri, eski Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca ile bir görüşme gerçekleştirdi.

Hekim Birliği Bakan Koca Görüşmesinde Sağlıkta Şiddet ve Diğer Sorunlar Masaya Yatırıldı

Sendika görüşmenin ardından şu açıklamayı yayınladı, “Bugün, hekim ve sağlık profesyonellerinin özlük haklarında önemli iyileştirmelere imza atan ve kamuoyunda “Beyaz Reform” olarak anılan düzenlemelerin hayata geçirildiği dönemin Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdik. Görüşmemizde; sağlıkta şiddet suçlarının katalog suç kapsamına alınması, hekim ve sağlık profesyonellerinin özlük ve mali hakları, emekliliğe ilişkin düzenlemeler, yasal değişiklikler ile görev yaptığı dönemde sağlık çalışanları adına hayata geçirilen uygulamalar üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunduk. Sayın Bakanın görev döneminde hayata geçirilen düzenlemelerin sağlık çalışanları açısından önemli kazanımlar sağladığı açıktır. Bununla birlikte, bugün sahada görev yapan hekim ve sağlık profesyonellerinin yaşadığı sorunlar, bu kazanımların korunması ve daha da geliştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Mevcut dönemde de çalışma barışını güçlendirecek, özlük ve mali hakları daha ileriye taşıyacak yeni adımların atılmasının büyük önem taşıdığına inanıyoruz. Hekim Birliği olarak hekim ve sağlık profesyonellerinin haklı taleplerini her platformda dile getirmeye, çözüm önerilerimizi ilgili makamlarla paylaşmaya ve meslektaşlarımızın hak ettiği çalışma koşulları ile özlük haklarına kavuşması için kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz. Nazik ev sahipliği ve samimi değerlendirmeleri için önceki Sağlık Bakanımız Sayın Dr. Fahrettin Koca’ya teşekkür ediyor, sağlık sistemimizin güçlenmesi adına kurulacak her yapıcı diyaloğun önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) 

Devamını Oku

TTB’den Hekim Milletvekilleri ile Masada!

TTB’den Hekim Milletvekilleri ile Masada!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

BSHA / Ankara – Türk Tabipleri Birliği, sağlık alanında yaşanan sorunları ve çözüm önerilerini aktarmak amacıyla hekim milletvekili görüşmelerine başladı.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine gelen veya gelmesi beklenen konular ile alanda yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri görüşmek üzere tüm hekim milletvekillerinden randevu talep etmişti. Bu doğrultuda ilk tur görüşmeleri gerçekleştirdi.  Merkez Konseyi Başkanı Dr. Pınar Saip, Merkez Konseyi II. Başkanı Dr. Ayşe Gültekingil, Merkez Konseyi üyeleri Dr. Ali Kanatlı ve Dr. Hakan Erkan Pehlivan’dan oluşan TTB heyeti; Yeni Parti Bursa Milletvekili ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyesi Dr. Kayıhan Pala, Yeni Parti Grup Başkanvekili ve Ankara Milletvekili Dr. Murat Emir, Demokrasi ve Atılım Partisi İstanbul Milletvekili Dr. Medeni Yılmaz ile bir araya geldi.

Öncelikli Gündem Disiplin Maddeleri…

Görüşmelerde öncelikli gündem olarak 6023 sayılı TTB Kanunu’nun hekimlere yönelik disiplin süreçlerini düzenleyen 39. maddesinin 29 Nisan 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilmesinin yarattığı hukuki boşluğun bir an önce giderilmesi gerektiği vurgulandı. TTB Yüksek Onur Kurulu ve tabip odalarının onur kurullarının önünde, aralarında kamuoyunun yakından takip ettiği dosyaların da olduğu yüzlerce başvuru bulunduğu aktarılan görüşmede, TTB’nin 2025 yılında hazırlayıp TBMM’ye ve Sağlık Bakanlığı’na ilettiği taslak metnin bir an önce TBMM Genel Kurul gündemine alınması istendi.

Sağlıkta Şiddet

TTB tarafından sağlıkta şiddetin önlenmesine ve özel sektörde belli süre çalışan hekimlerin hususi damgalı (yeşil) pasaport edinebilmesine ilişkin iki kanun teklifi önerisinin geçmiş dönemlerde TBMM’ye iletildiği hatırlatılan görüşmede, önümüzdeki yasama döneminde her iki önerinin de gündeme alınması gerektiğinin altı çizildi. Son dönemde kadın hastalıkları ve doğum uzmanları hakkında sezaryen oranları gerekçe gösterilerek soruşturmalar yürütüldüğünü, üç ila altı ay süreyle meslek icrasını sınırlandıran idari işlemler tesis edildiğini aktaran TTB heyeti; sağlık sisteminin yapısal sorunlarına çözümler üretilmeden hekimlik pratiğine müdahale eden uygulamaların son bulması gerektiğini söyledi ve TTB’nin konuyla ilgili somut önerilerini iletti. TBMM Genel Kurulu gündemine sunulan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması uygulamasının temel hak ve özgürlükler yönünden taşıdığı hukuksuzluklara dikkat çeken TTB heyeti; bu bağlamda hem mecburi hizmet yükümlülüğü kapsamında atanan hekimlerin yaşadığı gecikmelerin giderilmesi hem de TBMM gündemindeki torba kanun teklifi ile bu hukuksuz uygulamanın akademiye doğru genişletilmesinin engellenmesi için harekete geçme çağrısı yaptı. TTB heyeti; aynı kanun teklifinde yer alan, yabancı uyruklu kontenjanından tıpta uzmanlık eğitimi alan hekimlerin ek ödemelerden dışlanmasını öngören düzenlemenin ayrımcılık yaratacağını da dile getirdi. Hekim geçici görevlendirmelerinde ve sınır dışı hekim görevlendirmelerinde yaşanan sorunlar ile Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı kılavuzlarındaki ihlalleri aktararak çözüm isteyen TTB heyeti, son olarak Sağlıkta Haklar ve İletişim Yönetmeliği’ne ilişkin görüşlerini paylaştı. TTB Merkez Konseyi’nin, hekimlerin TBMM gündemine alınmasını istediği konular ile ilgili görüşmeleri ve girişimleri önümüzdeki dönemde de devam edeceği bildirildi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Devamını Oku

SGK Binasının Demokrasi Üniversitesi’ne Verilmesine Sert Tepki!

SGK Binasının Demokrasi Üniversitesi’ne Verilmesine Sert Tepki!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

BSHA / İzmir – Büro-İş Sendikası İzmir Şubesi tarafından yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi.

Binlerce Vatandaş Mağdur Olacak!

“Bugün burada, Dokuz Eylül Sosyal Güvenlik Merkezi hizmet binasının tek bir imzayla İzmir Demokrasi Üniversitesine tahsis edilmesi kararını protesto etmek amacıyla toplanmış bulunuyoruz. Bu karar yalnızca kurum çalışanlarını değil, her gün bu binadan hizmet alan binlerce vatandaşı da mağdur edecektir. Üstelik İzmir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü, depreme dayanıklı olarak hizmet vermesi planlanan önemli bir kamu binasını da kaybetmiş olacaktır. Bugün Menemen’den, Çiğli’den, Karşıyaka’dan, Bornova’dan, Balçova’dan ve İzmir’in birçok noktasından gelen çalışanlar, metro ve diğer toplu ulaşım araçlarıyla merkezi konumdaki bu binaya kolaylıkla ulaşabilmektedir. Buna rağmen çalışanların ve emeklilik tahsis servisinin Buca Sosyal Güvenlik Merkezi yerleşkesine taşınmasının planlanmasını doğru bulmuyor, bu kararı kınıyoruz. Emeklilik tahsis işlemleri, Sosyal Güvenlik Kurumunun vatandaşa en yoğun hizmet sunduğu birimlerden biridir. Bu hizmetin ulaşımı kolay, merkezi bir noktada verilmesi hem vatandaşlarımız hem de kamu çalışanları açısından büyük önem taşımaktadır”

Yunus Elitaş ve Rektör Selim Karahasanoğlu’na Sesleniyoruz!

“Ayda ortalama 8 ila 10 bin, yılda ise 80 ila 90 bin vatandaşa hizmet veren bir kamu binasının, yaklaşık 8 bin öğrencisi bulunan İzmir Demokrasi Üniversitesine tahsis edilmesi kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılmasına aykırıdır. Kamu binalarının kişisel ilişkilerle değil, kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda değerlendirilmesi esastır. Bizler, kamu hizmetinin kesintisiz, erişilebilir ve verimli bir şekilde sürdürülmesini istiyoruz. Bu nedenle, çalışanları ve vatandaşları mağdur edecek bu uygulamadan derhal vazgeçilmesini talep ediyoruz. Başta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’a, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı Yunus Elitaş ve İzmir Demokrasi Üniversitesi Rektörü Selim Karahasanoğlu olmak üzere tüm yetkilileri, kamu hizmetinin verimliliğini ve Sosyal Güvenlik Kurumunun kurumsal itibarını zedeleyecek bu yanlıştan bir an önce dönmeye davet ediyoruz”

 

Devamını Oku

Ege Üniversitesi Hastanesi’ne Kadro Verilmedi, Yanık Ünitesi ve Merkezi Ameliyathane Açılamıyor!

Ege Üniversitesi Hastanesi’ne Kadro Verilmedi, Yanık Ünitesi ve Merkezi Ameliyathane Açılamıyor!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

BSHA / İzmir – HEP-SEN Sendikası İzmir İl Başkanı Kemal Yılmaz, Ege Üniversitesi Hastanesi’nde yaşanan derin personel krizine ilişkin açıklamalarda bulundu. Hastane yönetiminin Ankara’ya sunduğu 300’ün üzerindeki kadro talebine karşılık sadece 40 hemşire kadrosunun verildiğini belirten Yılmaz; atıl bekleyen birimler, uzayan yatış süreleri ve güvenlik zafiyetleri nedeniyle sistemin tıkanma noktasına geldiğini vurguladı.

Ege Üniversitesi Hastanesi’nde uzun süredir devam eden personel yetersizliği, sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor. Hepsi Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (HEP-SEN) İzmir İl Başkanı Kemal Yılmaz, Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na (BSHA) yaptığı özel açıklamada, hastanedeki personel açığının boyutlarını ve bunun sağlık hizmetlerine yansıyan olumsuz sonuçlarını paylaştı.

21 Aydır Personel Alımı Yapılmıyor

Ege Üniversitesi Hastanesi’nin en son 18 Aralık 2024 tarihinde personel alımı yaptığına dikkat çeken Kemal Yılmaz, yaklaşık 21 aydır kuruma herhangi bir istihdam sağlanmadığını ifade etti. Bu süreçte emeklilik, yurt dışına gidişler, bakıma muhtaç yakınlar ile eş durumundan kaynaklanan istifalar ve tayin olamama gibi sebeplerle ciddi bir kan kaybı yaşandığını belirten Yılmaz, “Tüm bu kayıpların ardından bize reva görülen kadro sadece 40 hemşire oldu. Oysa ocak ayında yönetimi değişen Rektörlük ve Başhekimlik, hastanedeki 30 sağlık branşını kapsayan detaylı bir çalışma yürüterek hazırladığı raporu Ankara’ya teslim etmişti. Bu dosyada asgari 300’ün üzerinde hemşire talebimiz yer alıyordu” dedi.

Dev Yatırımlar Kadrosuzluk Yüzünden Atıl Bekliyor

Kadro yetersizliği nedeniyle milyonlarca liralık sağlık yatırımlarının hizmete giremediğini vurgulayan HEP-SEN İl Başkanı Yılmaz, tabloyu şu sözlerle özetledi: “Kadro eksikliği nedeniyle açılması adeta muammaya dönen Merkezi Ameliyathanemizi tam teşekküllü hizmete açamıyoruz. Bölgenin en büyük Yanık Merkezi açılmayı bekliyor ancak kadro yokluğu yüzünden açılamıyor, atıl durumda bekliyor. Yıllardır atıl duran röntgen, tomografi ve MR cihazlarımız var. Nedeni ise yeterli sayıda radyoloji teknisyeni ve teknikeri kadromuzun olmaması. Dosyada minimum 38 tıbbi görüntüleme teknikeri talep etmiştik. Benzer şekilde Diş Hekimliği Fakültesi ünitelerinde çalışacak ağız ve diş sağlığı teknisyeni ile tıbbi sekreter ihtiyacımız bulunuyor.”

“Yoğun Bakımlarda Nöbetçi Temizlik Personeli Bile Yok”

Açıklanan son ilanlarda destek ve yardımcı hizmet personeline hiç yer verilmediğine tepki gösteren Yılmaz, hastane hijyeni ve teknik altyapı konusunda yaşanan sıkıntılara değindi: “Çoğu yoğun bakım ünitesinde nöbet şartlarında görev yapacak temizlik personeli bulunmuyor. 60’ın üzerinde temizlik personeli ihtiyacımız varken, çıkılan ilanda bir tek temizlik veya destek personeli kadrosu yer almadı. Anestezi teknisyeni, radyoloji teknikeri, diyaliz teknisyeni ve teknik eleman açığımız hat safhada. 70 yılı aşkın süredir hizmet veren binamızda yaz aylarında sürekli iklimlendirme sorunları yaşanıyor. Yönetimden ‘Yeterli sayıda iklimlendirme teknisyenimiz yok’ yanıtını alıyoruz. Ayrıca ebe, hasta ve yaşlı bakım teknikeri alımı da yapılmıyor.”

Güvenlik Zafiyeti Ve Taciz Skandalı

Hastanenin yatay mimariye sahip geniş bir alana kurulu olduğunu, buna karşın koruma ve güvenlik personeli sayısının yetersiz kaldığını vurgulayan Yılmaz, güvenlik açığının vardığı boyutu bir olayla örnekledi: “Yetersiz güvenlik nedeniyle kurumumuzda sık sık ‘Beyaz Kod’ vakaları yaşanıyor. Geçtiğimiz günlerde Denetimli Serbestlik Yasası ile cezaevinden çıkmış, Ege Üniversitesi Hastanesi’nde hiç bir yakını bulunmayan bir şahıs, morg girişinden kuruma sızarak asansörde bir hemşire arkadaşımızı taciz etti. Olay olumsuz bir boyuta ulaşmadan bertaraf edildi ancak kurumumuza herkes elini kolunu sallayarak girebilmektedir. Sağlık personelimiz açıkça tehdit altındadır.”

Acil Serviste Yatış Süreleri 10 Güne Çıktı

Acil servisteki yoğunluğun temel sebebinin klinikler ve yoğun bakımlardaki yatak ile personel eksikliği olduğunu belirten Yılmaz, hastaların mağdur olduğunu söyledi: “Acil servisimizde resmi kayıtlı hasta girişi İzmir’deki diğer hastanelere göre daha az görülebilir. Ancak acil servise başvuran ve yataklı kliniklere veya yoğun bakımlara yatışı uygun görülen hastaların en geç 24 saat içinde kliniklere yatırılması gerekmektedir. Bizim acil servisimizde personel ve yatak yetersizliği nedeniyle bazen 10 güne varan hasta yatışları olmaktadır. Bu durum acil servis yükünü artırmakta; asistan hekimlerimizi, hemşirelerimizi, destek personelini ve eczane birimimizi mağdur etmektedir.”

“9 Üniversite 100’ün Üzerinde Kadro Alırken Ege’ye 40 Hemşire Verildi”

Yurtiçindeki diğer üniversite hastanelerine ayrılan kadrolar ile Ege Üniversitesi’ne sağlanan imkanlar arasındaki adaletsizliğe dikkat çeken Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı: “21 aydır süren bu kriz karşısında YÖK, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile TBMM nezdinde yaptığımız girişimlere ve hastane yönetiminin 300’ün üzerindeki talebine rağmen bize yalnızca 40 hemşire verildi. Son bir haftada 9 üniversite hastanesi alım ilanına çıktı. Bu ilanlarda 100’ün üzerinde hemşire, radyoloji ve anestezi teknikeri, tıbbi sekreter, ebe ve güvenlik personeli alımı yapılırken, Ege Üniversitesi Hastanesi’ne reva görülen ne yazık ki sadece 40 hemşire kadrosudur” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) 

 

Devamını Oku

Uygur Özerk Bölgesi Hükümeti’nin Tarım Nehri Havzası, sahip olduğu geniş su kaynaklarıyla bölgenin en önemli doğal zenginliklerinden biridir.

Uygur Özerk Bölgesi Hükümeti’nin Tarım Nehri Havzası, sahip olduğu geniş su kaynaklarıyla bölgenin en önemli doğal zenginliklerinden biridir.
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Uygur Özerk Bölgesi Hükümeti’nin Tarım Nehri Havzası, sahip olduğu geniş su kaynaklarıyla bölgenin en önemli doğal zenginliklerinden biridir.

Tarım Nehri’nin ana kolu yaklaşık 1.321 km, kaynaklarıyla birlikte toplam uzunluğu ise yaklaşık 2.300 km’dir. Çin Halk Cumhuriyeti Uygur Özerk Bölgesi Hükümeti sınırları içerisindeki en uzun denize ulaşmayan nehir olan Tarım Nehri, Aksu, Yarkent ve Hotan nehirlerinin birleşmesiyle oluşur; Taklamakan Çölü’nün kuzey kenarından doğuya doğru akarak tarihsel olarak Lop Nur’a ulaşmıştır. Havza; kuzeyde Tanrı Dağları (Tian Shan), güneyde Kunlun Dağları, batıda ise Pamir…
[14:50, 28.07.2026] Mehmet AKYOL: Bunları proje haline getirelim.
[14:52, 28.07.2026] ERKİN SAVOUT: Tamam abi çok güzel
[14:59, 28.07.2026] Mehmet AKYOL: Merhaba Mehmet Bey, Ankara Meclisi Anadolu Birliği Platformu’nun 31.07.2026’tarihi itibariyle 37.500 TL kira borcu bulunmaktadır bilginize.
[01:18, 29.07.2026] ERKİN SAVOUT: ABD–İsrail–İran Gerilimi Üzerine Jeostratejik Bir Değerlendirme
Uluslararası ilişkilerde hiçbir devlet mutlak ve sınırsız bir güce sahip değildir. Amerika Birleşik Devletleri dünyanın en büyük askerî gücü, İsrail ise bölgenin en gelişmiş askerî ve teknolojik güçlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Ancak bu durum, onların istedikleri her siyasi hedefe kolayca ulaşabilecekleri anlamına gelmez.
İran yaklaşık 45 yılı aşkın bir süredir;
* Ağır ekonomik yaptırımlara maruz kalmıştır.
* Çok sayıda nükleer tesisi sabotaj saldırılarına uğramıştır.
* Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail tarafından birçok askerî ve istihbarat operasyonunun hedefi olmuştur.
* Çok sayıda üst düzey askerî komutanını ve nükleer bilim insanını kaybetmiştir.
Bütün bunlara rağmen İran, devlet yapısını korumayı başarmış ve varlığını sürdürmüştür. Bu durum, İran’ın belirli ölçüde direnç ve dayanıklılık kapasitesine sahip olduğunu göstermektedir.
Bunun başlıca nedenleri arasında;
Geniş nüfusa ve büyük bir coğrafyaya sahip olması,
* Yerli füze ve insansız hava aracı (İHA) üretim kapasitesini geliştirmesi,
* Devlet kurumlarının yaptırımlara rağmen çalışmaya devam etmesi,
* Bölgesel müttefikleri ve vekil güçleri aracılığıyla belirli ölçüde caydırıcılık oluşturabilmesi. sayılabilir.
Öte yandan, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in uzun yıllardır İran üzerinde ciddi baskılar kurduğu da bir gerçektir. Uzun süreli ekonomik yaptırımlar İran ekonomisini önemli ölçüde etkilemiş; petrol ihracatı, para birimi ve ekonomik büyümesi üzerinde ağır maliyetler oluşturmuştur. Bunun yanında çeşitli askerî ve istihbarat operasyonları da gerçekleştirilmiştir.
Bütün bunlar bize aynı anda iki önemli gerçeği göstermektedir:
* İran, ağır baskılara rağmen devlet olarak varlığını sürdürmüş ve tamamen teslim olmamıştır.
* Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail de askerî üstünlüklerine rağmen İran’ın siyasi sistemini tamamen değiştirememiş veya ülkeyi kendi istedikleri doğrultuda yönetememiştir.
Uluslararası siyasette askerî üstünlük, siyasi hedeflerin mutlaka gerçekleşeceği anlamına gelmez. Afganistan, Irak ve Vietnam örnekleri de güçlü orduların her zaman istedikleri siyasi sonuca ulaşamadığını göstermektedir.
Bu nedenle, “İran direnebildi” ve “ABD ile İsrail’in de güç kullanımının sınırları vardır” değerlendirmesi uluslararası ilişkiler açısından tartışılabilir ve makul bir görüştür. Bununla birlikte, bu durum tek başına herhangi bir tarafın “güçsüz” olduğu anlamına da gelmez. Aksine, modern savaşların askerî, ekonomik, siyasi ve diplomatik unsurların birlikte şekillendirdiği karmaşık süreçler olduğunu göstermektedir.
Dolayısıyla yalnızca Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in jeostratejik, ekonomik, teknolojik ve askerî üstünlüklerini esas alarak; “İran kesinlikle kaybedecek”, “İran yok olacak” veya “İran devleti ortadan kalkacak” şeklinde kesin hükümler vermek, yeterli kanıta dayanmayan ve sağlıklı analiz ölçütleriyle desteklenmeyen yorumlar olacaktır.
Bugünkü gerçek ise şudur: İran hâlen bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürmekte ve Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail’in uyguladığı baskılara karşı direnmektedir.
@Bu savaş ve çatışmalar öncelikle ilgili tarafların meselesidir. Bizler ise olayları büyük ölçüde sosyal medya, televizyon ve diğer iletişim araçlarından bize aktarılan bilgiler üzerinden değerlendirmekteyiz. Ancak bu bilgiler, çoğu zaman tarafların kendi stratejik hedefleri doğrultusunda oluşturdukları bilgi ve propaganda faaliyetlerinden etkilenebilmektedir. Bu nedenle, tek taraflı haberlerle kesin sonuçlara varmak doğru olmayabilir.
Ayrıca unutulmamalıdır ki, bu tür çatışmaların sonucunda petrol ve doğal gaz fiyatları yükselmekte, Orta Doğu’daki güvenlik kaygıları artmaktadır. Böyle bir ortamda İran daha yüksek fiyatlarla petrol ve doğal gaz satma imkânı bulabilirken; Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail de savunma sanayii ürünleri ile ileri teknoloji ihracatını artırabilmektedir. Buna karşılık, sıradan insanlar ise çoğu zaman bu gelişmeleri yalnızca dışarıdan izleyen taraf konumunda kalmaktadır.
Bu süreçte Uygurlar açısından en önemli görev ise taraf olmak değil; öncelikle kendi milletinin maddi ve manevi kalkınmasına odaklanmaktır. Uygur halkı, tarafsız bir yaklaşımla kendi ekonomik gücünü artırmalı, eğitim seviyesini yükseltmeli, bilim, teknoloji, üretim ve refah alanlarında ilerlemeye çalışmalıdır.
Çünkü bir millet önce kendisine ve kendi toplumuna faydalı olmalıdır. Kendi milletine katkı sağlayamayan bir toplumun, başka milletlere ve devletlere kalıcı fayda sağlaması da mümkün değildir.

Erkin Sabit Şavuot

Bilgisayar Yüksek Mühendisi
Araştırmacı – Yazar
Avrasya, Uzak Doğu, Türkistan ve Orta Doğu Stratejik Araştırmalar ve Diplomatik İlişkiler Uzmanı
* Turan Konfederasyonu Genel Başkanı
* Ankara Meclisi Anadolu Birliği Genel Başkan Yardımcısı
* Uygur Federasyonu Genel Başkanı
* Dünya Barış Elçileri Uzak Doğu Direktörü
* Uluslararası Basın Yayın Konfederasyonu Diplomasi Direktörü
* Uzak Doğu İş Adamları Yatırım ve Finans Konseyi Temsilcisi
* Turan Kızılelma Teşkilatı Genel Başkanı
* Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Stratejik Araştırmalar Başkanı
İletişim: 0535 795 11 11 – 0536 982 00 00
E-posta: erkinsabit158@gmail.com

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri inceleyebilirsiniz.