Türkiye’nin kahve kültürü ve tüketim alışkanlıkları son yıllarda büyük bir dönüşüm yaşarken, ekonomik veriler de bu değişimin boyutlarını gözler önüne seriyor. İLKE Vakfı bünyesindeki Sosyal Veri platformunun yayımladığı kapsamlı bülten; TÜİK, Birleşmiş Milletler Comtrade veri tabanı, Uluslararası Kahve Örgütü ICO ve Deutsche Bank gibi uluslararası kurumların istatistiklerini bir araya getirerek Türkiye’nin kahveyle olan ilişkisini tüm yönleriyle masaya yatırdı. Tropikal iklim koşulları nedeniyle ticari ölçekte kahve üretimi yapılamayan Türkiye’de, fincandaki kahvenin neredeyse tamamı dış ticarete dayanıyor.

Milyar Dolarlık İthalat ve Brezilya’nın Pazardaki Ağırlığı
Osmanlı döneminde Yemen kahvesi olarak bilinen ve zamanla sömürgelerden gelen ekonomik alternatiflerle yer değiştiren kahve, bugün Türkiye ekonomisinde önemli bir dış ticaret kalemi oluşturuyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye 2025 yılında 144 bin 298 ton kahve ithal ederek bu kalem için 1,17 milyar dolar ödeme yaptı. Buna karşılık 29 bin 525 tonluk ihracattan 202,6 milyon dolar gelir elde edildi; böylece ithalat faturası ihracat gelirinin yaklaşık altı katına ulaştı. İthal edilen kahvenin ezici bir çoğunluğunu yüzde 76,8 ile çiğ yeşil çekirdek oluştururken, bu pazarın yüzde 61,4’ünü tek başına Brezilya sırtlıyor.
Tüketim Arttı Fakat Kişi Başına Alımda Sonlardayız
Uluslararası Kahve Örgütü ICO verilerine göre, Türkiye’de yıllık kahve tüketimi 2015 yılında 1,1 milyon çuval seviyesindeyken, 2025 itibarıyla 2,4 milyon çuvala yükseldi. Toplam tüketimdeki bu hızlı artışa rağmen, kişi başına düşen yıllık 1,68 kilogramlık tüketim oranı, karşılaştırma yapılan 25 ülke arasında Türkiye’yi sondan üçüncü sırada tutuyor. Listede Finlandiya yılda yaklaşık 10 kilogramlık tüketimle zirvede yer alırken, Türkiye yalnızca Endonezya ve Çin gibi ülkelerin önünde konumlanabiliyor.

Kahve İstanbul’daki Çalışana Neden Daha Pahalı?
Kahve fiyatları sadece etiket fiyatlarıyla değil, çalışanların alım gücüyle de doğrudan ilişkilendiriliyor. Deutsche Bank’ın fiyat raporu ile Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun maaş verileri harmanlandığında ortaya çarpıcı bir tablo çıkıyor. Zürih’te bir fincan cappuccino için sadece 8 dakika çalışmak yeterliyken, İstanbul’da nominal fiyat daha düşük olmasına rağmen ortalama net maaşlar nedeniyle bu süre 38 dakikaya çıkıyor. Düşük gelir seviyesi, kahveyi Türkiye’deki tüketici için küresel standartlara göre çok daha maliyetli kılıyor.
Türk Kahvesi Yerini Espresso Aramalarına Bırakıyor
Sosyal ve dijital trendler de kahve tüketimindeki dönüşümü destekliyor. Google Trends verilerine göre, Türkiye’de uzun yıllar boyunca zirvede yer alan Türk kahvesi aramaları, 2022’den itibaren yükselişe geçen espresso ve latte trendleri karşısında gerilemeye başladı. Eylül 2026 verilerinde espresso aramalarının Türk kahvesini geride bırakması, yeni nesil kahve tüketim alışkanlıklarının hızla yayıldığını ve pazarın dinamiklerinin kökten değiştiğini kanıtlıyor.